9 Eylül 2010 Perşembe

Korsaaaan.!

Bu konudan daha önce yazmıştım. Malesef hala ekonomik boyutu hakkında bilgi sahibi değilim. Tek bildiğim, okumayı sever öğrenci birliği olarak (ufak da olsak) biz; rahat okumak istiyoruz. Bize durumu rakamlarla ifade etmeye çalışıyorlar. Japonyada 1 kişiye çift haneli sayıda kitap düşerken, Türkiye'de 3 haneli kişi sayısına 1 kitap düşüyormuş. Peki bunun sebebi sadece halkın okumak istemeyişi mi? Hayır tabikii. Bunun aslında tek bir büyük sebebi var, o da yaşantımızda çoğu şeyin sebebi haline gelmiş olan para. Evet, paramız yok. Ben bile eskiden bütün paramı kitaba verirken, şimdi bunun giderek manasızlaştığını farkettim. Çünkü başka şartlarda bütün paramı verdiğim kitapları, daha az harcayarak da alabilme şansım var. Bu yıl Allah kısmet ederse üniversiteye başlayacağım. Üniversitede halen okumakta olan arkadaşlarım bana kitap alma diye tavsiye veriyorlar. "Fotokopi çektir!" Neden diyorum. Başa çıkamazsın diyorlar. Bunun harcı var, yemeği var. Diyeceğim o ki; bu memlekette öğrencisinden öğretmenine, esnafından memuruna herkesin işi zorken, bize sayılarla durumun vehameti anlatılacağına, kitaplar biraz daha ucuzlatılmalı.

Bugün gazetede okudum, yine 120 bin adet bandrolsüz kitap toplatılmış. Sizce hangi insan 30 liralık kitabın 5 ytl olanını bulunca almaz? Ben korsandan yana değilim, tabii ki haksız kazanç. Ama kimseye çare bırakmıyorlar ki.

Dünya Nüfusu

En güncel tahminlere göre dünya nüfusu 6, 6 milyara 2007 Haziran'ında ulaşmıştır ve 2008 itibariyle 6 640 000 000'u aşmıştır. Oysa benim değinmek istediğim konu apayrı... Kanlı canlı, et kemik bu kadar sayıyız evet, fakat okuduğumuz kitaplardaki kahramanları da bu dünyadan saymaya başladım artık... O kadar dolu ki hayatımda, o kadar yer etmeye başladılar. En son iki haftalık boş vaktimde, Boleyn Kızı'nı okudum. Şöyle söylemem yeterlidir ki, etrafımda Annie ve Mary nin olduğuna kendimi öyle inandırmışım ki, kitap bittiğinde sanki bir yakınım ölmüştü.

Örneğime sığ derseniz eğer, siz hiç Feride için üzülmediniz mi mesela.. Kendinize yakın gördüğünüz bir kahraman olmadı mı? Bir Robinson iseniz Cuma'nız yok muydu... Mevlana'ya yakınsanız, Şems'i hissetmediniz mi ? Ben karar verdim, dünyam öyle geniş ki;herşeye yer var orada. Varsın Dünya milyarları geçsin kendi başına; ben fikirlerimle, düşüncelerimle, kahramanlarımla.. Kimbilir belki bir gün trilyonları görürüm...Sevgilerimle.

Uçurtma Avcısı

Öncelikle bütün blog arkadaşlarıma sevgi dolu sıcacık bayramlar diliyorum.

Bu yazım yine kitap tanıtımı gibi olacak ama artık affola, sizlerle paylaşmayı çok isterim.

Bilenler bilir, bu yıl öss'ye hazırlanıyorum. Fakat asla okuma hayatımı gölgede bırakmasını istemem öss'nin. Dolayısıyla okumaktan, kitaptan vazgeçmek yok.. Devam!! Birazdan sizlere anlatacağım kitapla sürekli gittiğim sahafta karşılaştım. (nitelikli bir biyoloji soru bankası ararken =) ) İsmi uçurtma avcısı. O an alamadım ama aklım onda kaldı. İnceleme fırsatı da bulamamıştım. İsmi ve kapağı çok değişik gelmişti. Ayrıca kapağında ufak bir ibare vardı, bu kitap sekiz milyonu aşkın kişi tarafından okunmuş ve 2007'de Penguin/Orange Readers Group ödülünü kazanmıştı. Ki bu yayınevi İngiltere'nin en meşhur yayınevlerinden biridir diye biliyorum. Yayınladığı ingilizce kitaplardan bazılarını okuma fırsatı bulmuştum. Sonuç olarak inceleyemedim fakat 2 gün sonra aldım kitabı.

Bana derlerdi soru çözmekten vakit kalmaz diye, ama inanmazdım en azından kendimi muhteşem kız sandığımdan herhalde, her yere yetişebileceğimi düşünürdüm. Acı gerçekle karşılaşmam zor olmadı tabi, gerçekten de vakit kalmıyormuş. Eskiden haftada bir tane kitap okuyabilirdim ama yaz tatilinden beri ancak 3 haftada veya ayda bir tane kitap bitirebiliyorum. Tabi gocunmuyorum, herşeyin hayırlısı. Bu kitapta ise değişik bir durumla karşılaştım, bir haftada bitti yine. Bitirebileceğimi görünce mutlu oldum ne yalan söyleyeyim. Sonuçta bazı yetenekleri kazanmak zor, kolay kaybetmek istemezsiniz. Ben kayboluyor zannetmiştim.

Uçurtma Avcısı'nda aradığınız çoğu şey var bence, fakat ben kaybettiğimiz değer yargılarını buldum. Doğunun saflığı ve temizliği var bir parça, dürüstlük var. Babalar ve oğulları arasındaki gizemli ve bugüne kadar anlaşılamayan bazı şeyler var. Bütün bunların yanında, görme fırsatı bulamadığım ve merak ettiğim Taliban öncesi Afganistan var arka planda. Kısacası tavsiye ediyorum herkese.

Bu kitabı gerçekten yazmaya değer buldum, iyi okumalar :)

Çekim

Arada bir eleştirsem de, huysuzluk etsem de, kişisel gelişim kitaplarını seviyorum, huy işte aslında ben bütün kitapları seviyorumm :)

Yaklaşık bir senedir çekim yasası denen güzel olayla ilgili araştırma yapıyorum. Biraz deneyeyim dedim hoşuma gitti :) Bu konuda size Nil Gün'ün Çekim Yasadı adlı kitabını öneriyorum. Yazarın diğer kişisel gelişim kitapları da hoşuma gitti, bir kısmını beğenerek okudum.

Bir de Secret adlı kitap var, çoğu kitabevinin en çok satanlar listesindeydi. Eğer gerçekten çekim yasasıyla ilgilenmek isterseniz bu kitap da size yardımcı olabilir.

Düşünün, isteyin ve uygulayın. Aslında çok basit ve hoşmuş:)

Mutlu günler dilerim herkese...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Kişisel Gelişim Hakkında

Son zamanların en popüler kitaplar listesine giren bir tür oldu artık kişisel gelişim... Zaman değiştikçe insanlar gelişmek için başka şeylere ihtiyaç duyar oldular, ben de buna dahil oldum. Kendi gelişimimiz için bu yolla, uzmanlardan yardım almak gayet sağlıklı gibi dursa da, son zamanlarda abarttığım için bu tarz kitaplar artık psikolojimi bozuyor.

Artık heryerde kendinize güvenin, zamanı planlayın, hedeflerinizi yazın, sabah 5te kalkın momentumu yakalayın, bir şeyi istiyorsanız önce inanın gibi cümleler duyup görüyorum. Kısacası artık rahatlamak istiyorum. Bazen düşünüyorum da bunları tam olarak uygulayabilen kaç kişi var acaba diye.Yani pek mümkün gibi durmuyor gerçekçi olmak gerekirse. Secret modaydı bir ara, yani Sır. Aldım ama inanın başlayamadım bile. Öylece duruyor rafımda. Ben her zaman savunucusu olduğumuz ya da olmadığımız, karşıtı olduğumuz düşünceleri de bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslında zaten kişisel gelişimin de savunucusu sayılabilirim.

Ama yine de son zamanlarda biraz abarttılar bunu. Uygulanabilecek belli başlı şeyler olduğu kanısındayım, ama insan ruhu her zaman dinginliğe ve mutluluğa alışık değil bence.Arada mutsuzluklar tabii ki olacak. Yani galiba sadece kitaplarla olacak iş değil ne dersiniz :)

Sevgiyle kalın...

Korsana Hayır Mı ?

Son günlerde kulağımıza en çok gelen cümlelerden biri de bu... Korsana hayır!! Bir şeye körü körüne inanıp korsana hayır diyenler kervanına direkt olarak katılmaktansa, ben bunu biraz irdelemeye karar verdim kendimce.

Türkiye'de beş kişiye bir kitap düşüyormuş. Türkiye'de kitap okunmuyormuş. Evet bunlar hakikat, inkar etmiyor kimse. Ama gerçekten merak ediyorum, derinine inen olmuş mudur hiç bu hakikatlerin? İnsanlar gerçekten geçim sıkıntısı çekiyorlar... Bu su götürmez bir gerçek. Orjinal kitap almaya kalkanlar, hele bir de gerçek kitap kurtlarındansalar, bence o ay, ay sonu zor gelir biraz.

Ben korsana hayır demiyorum asla, cebinde kalan son 25 kuruşu gazeteye veren bir babanın kızıyım, ama bu 30 sene önceymiş. Günümüzde sizce bu mümkün mü ? İnsan cebinde kalan son parayı kitaba, gazeteye adarsa, okumak için birşeyler yapmaya çalışırsa kıt kanaat, bence çok fazla faydası olmaz. Etrafımda geçinmekte zorlanan pek çok insan var. Korsan, 2.el onlardan soruluyor. Neden peki? Hayat zor gerçekten. Bu şartlarda kurallara uymak da zorlaşıyor. Tekrar söylemek gerekirse, ben de korsana hayır diyorum, ama ben pahalı kitaba da hayır diyorum. Yaşanılabilir bir dünyanız olması dileğiyle...

Nedensiz Feragat

Farkında mısınız etrafımızda okumamak için bahane bulmaya çalışanların sayısı bir hayli fazla... Neden peki hiç düşündünüz mü ? Ben çok düşündüm... Vakit yok diyorlar, bu en klişe bahane. Yorgunluk, iş güç, okul, sınavlar, ilgilenilmesi gereken bir ailesi olduğundan okuyamayacağını düşünen anneler, babalar... Buna karşılık yine de bu durumda olup da bahane uydurmadan aktif olarak kitap okuyanları örnek vermeyeceğim.

Kitap okumanın güzelliğine ve verdiği huzura erişen insanlar bence çok şanslı... Küçükken öğrendiğimiz "Kitap en iyi arkadaştır." lafının sıradanlığına aldananlar, nedense kitap okumayı kötü bir özellik olarak görüp kitapları bir yerlere fırlatanlar... Gerçekten çok üzgünüm sizler için, çünkü inanın bana bu hayatın yoğunluğunu, kötü hissettirdiği bazı anları sizler daha çok hissediyorsunuz.

Siz hiç okuduğunuz bir kitap bittiğinde sanki bir yakınınız ölmüş gibi hissettiniz mi ? Bir serinin devamını getirdiğiniz zaman saf bir mutluluk duydunuz mu? Siz hiç ilkokulda, herkesin koşup oynadığı 10 dakikalık kısacık aralarda, kitaplarınızın içine daldınız mı? Ne derseniz deyin, ben bunların hepsini yaptım... Ve hiç pişman olmadım... Bu yüzden de hala yapıyorum. Sanırım türümün tek örneği de değilim. Belki azınlığım ama, etrafımda böyle insanlar da gördüm, o yüzden daha da mutluyum, umutluyum da...

Kitaba daldığımda günlük yaşamın sıkıntılarından az bir zaman da olsa uzaklaşmayı hiçbir şeye değişmem... Kendime bu yüzden ufacık zamanlar bulmayı çok severim... Etrafımdaki insanları da okumaya teşvik ederim.. Çok farklı bir dünyadır okumak, o yüzden lütfen okuyun. Bu güzel okumak dünyasının parlak ışıklarını kaçırmayın...

Eğer okuyacağım diyorsanız, bu bayramı asla boş geçmeyin derim ben...

Herkese mutlu bayramlar!

İmam-ı Azam

Ben de bu kitaba yeni başladım dün. Çok güzel ilerliyor. Yaşar Nuri Öztürk yazmış ve kendisinin çok sevdiği liderlerden biriymiş İmam-ı Azam Ebu Hanife. Bu yüzden bunu yazmayı bir borç bilmiş. Kitapta ilginç bilgiler yer alıyor. Mesela şu an ne kadar övülürse övülsün, zamanında gerçekten onu kimsenin sevmemesi ve zehirlenerek öldürülmesi gibi. Kitap ayrıca dönemden notlar da sunuyor bize. Abbasiler ve Emeviler hakkında mesela. Ehl-i beyitten de kesitler sunan yapıt, emevi arapçılığında; aslen arap soyundan gelmeyen Ebu Hanife'nin yaşadığı zorluklardan, ona yöneltilen ithamlardan, onun siyasal mücadelesinden ve şehit edilişinden, fıkıh felsefesindeki yerinden, sahabe kuşağındaki 3 öncüsünden (Hz.Ali, Hz.Ömer ve Hz.Aişe), onun hakkında üstü örtülen gerçeklerden ve onu farklı kılan değerlerden söz ediyor.

Fakat beni asıl derinden ilgilendiren ve hatta bu kitabı esas merak edip alma sebebimdir diyebileceğim konu şudur ki, yazarın (Yaşar Nuri Öztürk) asıl ortaya attığı sav, yani Ebu Hanife ve Mustafa Kemal Atatürk arasındaki fikir benzerlikleri ve zihniyet paralelliği. Ebu Hanife'nin yıllar öncesinden akılcılık, laiklik, kadına özgürlük gibi konuları gündeme getirmesidir.

Her yönüyle ilginç ve okunması gereken bir kitap bence.

Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü- İmamı Azam Ebı Hanife (Esas Fikirleri Gölgelenen Önder)- Yaşar Nuri Öztürk

550 sayfa, Yeni Boyut

Çeviri Kitaplar Hakkında

Bu konuya da değinmezsem içim rahat etmezdi artık:)

Ben küçükken ablam tam bir Danille Steel fanıydı.Kendisini görürdüm, kitapları 2-3 günde biterdi.Normalde böyle çiçekli böcekli, hayata sadece pembe gözlükleriyle bakan kitapları sevemiyorum.Daha doğrusu yazarın diline laf etmek gibi bir niyetim yok, zira benim lafıma da bakmaz çünkü kendisinin kitapları kaç defa en çok satanlar listesine girmiş ve dünya okuyor.Fakat sonları hep mi mutlu biter, hep mi sevenler kavuşur... Biraz da ablalarımı çok örnek alışımdan mıdır nedir, ben de bir ara Danielle Steel kitaplarına yoğunlaşma kararı almıştım.Sonrasında işler biraz karıştı. "Ali uyandı, elini yüzünü yıkadı" tarzı bir anlatımla karşı karşıya kaldım.Çok sığ gelmişti bana. "Üzerinde çiçekli bir gömlek, altında ise bir kot vardı." Allah Allah.Bu ne acaba şeklinde bir yorum yapmıştım.

Açıkçası bu konu sonradan dank etti.Çeviri bir kitaptı neticesinde.Bu sene kendisinin ana diliyle yazdığı kitaplarına başlayabildim. Kesinlikle çok güzeller.Dünya haklıymış yani bu kadar Danielle Steel okumakta.

Bağlamak istediğim yer, konu tabiki çevirmen değil ama, çeviri kitaplar bize yazarın anlatmak istediğini ve vermek istediği duyguyu ne derecce verebilir? Bilemedim ben.İşin içinden çıkamadım.Sonra sonra, okudukça artık çeviri kitaplardan haz alamadığımı farkettim.Tabi bu işi böyle çözemeyiz ki, milyon tane dil öğrenemeyiz çeviri okumayacağız diye ama, sanki kendi dili daha bir anlamlı, daha bir estetik.Vermek istediği mesaj da aynen alınıyor.

Ne dersiniz?

Hey Cesur Yeni Dünya..


Uzun zamandır böyle etkileyici bir kitap okumamıştım. Bilimkurgu alanında bence birinciliğe oynayacak bir kitap. Aldous Huxley yazmış, İthaki Yayınlarından okudum, 350 sayfaydı. Sürükleyici ve akıcı anlatımıyla, bir haftada bitirilebilecek bir kitap.

Kitap adını, Shakespeare'in Fırtına adlı oyununda, Miranda'nın "Hey cesur yeni dünya!" adlı repliğinden alıyor. Kitapta, başlı başına yeni bir dünya anlatılmış, öyle ki herşey yapay ve yaşam amaçları tüketimi arttırmak olan insanlar ele alınmış. Sınıf ayrımı alenileştirilmiş; alfa, beta, delta ve epsilonlar var. "Herkes herkese aittir." kuralı ise kuşkusuz eski dünyadan farklı olan en büyük şey. Kitapta, sadakat ve aşk gibi duyguların yokluğu dikkat çekiyor, öyle ki herkes herkesle ilişki yaşayabiliyor ve kimse bundan gocunmuyor.

Kitabın ortalarında Vahşi adı verilen karakter ortaya çıkınca, adeta kendimden bişeyler buldum. Öyle ki, Vahşi, sadakate inanıyor, aşka inanıyor, annelik-babalık duygularına inanıyor. Siz ona Vahşi denildiğine bakmayın, aslında o bizden biri... Annesi öldüğünde gözleri doluyor.

Bence vaktinizi ayırıp okumalısınız. Emperyalizm ve kapitalizme karşı yapılmış büyük bir eleştiri. Son olarak kitabı bana tavsiye eden arkadaşıma da çok teşekkür etmek istiyorum.

İyi okumalar diliyorum =)

Osho..!!

Biliyorum tamam... Kişisel gelişime tepkiliyiz. Birilerinin çıkıp da şimdi hayatında bi devrim yarat falan tarzı tuzu kuru deyimlerine ihtiyacımız olmadığını düşünüyoruz. Kendimizce sebeplerimiz var çünkü. Paramız yok, yeterli eğitim göremedik, evimiz sapa yerde su basıyor, eşimiz işten atılmış, mal sahibi kapıya dayanmış... Ve böyle bir durumda düşünce gücünün etkisine nasıl inanalım, hak veriyorum açıkçası. Zaten durup dururken; zor bulduğumuz işimizi, binbir taksitle aldığımız kıyafetlerimizi, parasını yıllarca biriktirip sonunda aldığımız kutu gibi evimizi bırakıp da nasıl gidelim Hindistan'a değil mi? Evet hak veriyorum artık ki kişisel gelişim Türkiye'de belli bir yere kadar uygulanır efendim.

Fakat bu seferki başka bişey. Yine yaz tatilimde boş durmadım, araştırdım geldim karşınıza:) Bu sefer hayatımı değiştirecek şeye komşu gezmesinde rastladım. Şaşılacak şey ki, ev sahibesi hanım koştu geldi elinde ansiklopedi tarzı kitaplarla. Osho dedi.. Kendisi fikirlerine güvendiğim biridir, elime aldım inceledim. Tabi boş durur muyum o akşam anlatılanlardan çok etkilendim, gittim aldım bi kaç kitabını.

Osho Hindistanlı bir felsefeci. Bilmeyenlerimiz için söylüyorum, zira ben de kendisini yeni tanıyorum. Hindistan’ın Madhya Pradesh eyaletinde Kuchwada'da 1931 yılında 11 Aralıkta dünyaya gelmiş. Bilinenin aksine, çocukluk günlerinde ve ilk gençlik çağında kendine yeni bir yol çizmeye çalışmış ve ona öğretilenlere baş kaldırarak asiliği düstur edinmiş. 21 yaşında üniversite eğitimini tamamlayarak felsefe dersleri vermeye başlamış ve halka açık konuşmalar yaparak tutucu insanlara kafa tutmuş açıkça. Kendisini varoluşçu olarak adlandırmış ve inanç sistemleriyle insan psikolojisi üzerine kendini muntazam bir şekilde geliştirmiş. Osho 60'lı yılların sonuna doğru kendi dinamiğini oluşturmuş, kendi yolunu çizmiş. İşte ben de bu yolun bazı sapaklarından çok etkilendim. Bir kere, özgüvenin önemini çok iyi ifade etmiş Osho. İnsan önce kendini sevmeli diyor, çünkü örnekleriyle bolca karşılaştığımız üzere, kendini sevmeyen insan nasıl sevilir değil mi ? Olaylar çok karmaşıklaştığında ise kendi içimize dönmemiz gerektiğini ve olayları akışına bırakmamız gerektiğini savunuyor. Ama daha fazla bilgi veremem, okuyup kendiniz yorumlayınız =)

Önemli bir not, Oshonun savunduğu şeyler kesinlikle felsefeyle ilgilidir, kişisel gelişimle alakalı değildir. Fakat ufuk açar, hayatı kolaylaştırır demek isterim size. Kişisel gelişimden farkı budur belki de;) Merak edenler için ise, 85 senesinde gözaltına alınıyor. Ve 90 yılında ölüyor. Fakat ölüm için söylediği şey ruhun bedeni terk etmesi durumu. Keyifli okumalar diliyorum:)