30 Ocak 2011 Pazar

Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey


Marc Levy takıntımı bu tatilde yine taçlandırdım. Bu sefer okuduğum kitap "Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey" adlı eseri... Kitabı üç günde bitirmem mi size kanıt olsun diyeyim bilemiyorum fakat gerçekten çok sürükleyiciydi. Aslında yeni bir kitap okuduğum zaman bana kattıklarını da düşünmek güzel ama ben bencilce bana verdiği keyife bakıyorum öncelikle. Bu kitabı okurken hem keyif aldım hem de hayata bakış açım bir parça değişti... Öncelikle benim perspekftim şu 3 yönde değişikliğe uğradı: İlk olarak bence aile ilişkilerimizde dikkat etmemiz gereken noktalar var... Siz şimdi bu cümleleri google'a yazsanız belki milyon tane insanın aynı şeyi söylediğini duyarsınız ve ben de klişe yapmaktan çok çekiniyorum lakin bilmediğimiz bir şey hala var ki bu kadar insan aynı şeyleri ve tecrübelerini bize aktarıyorlar. Anne babalarımızı seçme şansımız olmaması gerçeğine rağmen bizim bu dünyaya gelmemize vesileler ve onlarla olan ilişkilerimize bazen hiç dikkat etmiyoruz. Bir gün bu dünyadan yok olup gittiklerinde (bu konuda yine de kimin önce davranacağı belli olmaz) ya da bir şekilde hayatımızdaki etkileri azaldığında,kısacası bazı şeylerin telafisi mümkün olmadığında,bence hayatımızda büyük bir boşluk oluşacak. O yüzden işleri vakit varken ele almak gerekir. Ana babayla sahip olunan güzel ilişkinin tadı hiçbir şeyde yoktur. Bu konuda atalarımız zaten anası babası olmayanın hiç bir şeyi olmaz diyerek noktayı koymuşlar. Daha sonrasında dikkat ettiğim şey ise insanları hiç anlamadığımız gerçeğidir. Hani aslında Ali B olayını meydana getiriyor ama aslında ortada B olayı falan yok, o size B gibi gözüküyor. Ali aslında başka bir şey yapıyor, ama biz onu malesef yanlış yorumlayarak hayatımıza yön veriyoruz. Bu durumda yapılan 2 yanlışı hemen gözler önüne sermek istiyorum. Birincisi çok fazla yaftalamaya eğilimliyiz,ikincisi de hayatımıza Ali'nin yön vermesine izin vermiş oluyoruz. Kitapta yön vermesi mümkün pozisyonlar olduğu için bunu irdelemiyorum. Lakin yaftalamaktan önce, insanları anlamaya çalışmak daha doğru olacaktır,dikkat etmemiz gereken şey ise anlamak için göstereceğimiz çabaya değecek mi ? Son olarak,aşk için doğru insanı seçmeye çalışmak ve en azından karşımızdakiyle bir ömür geçiremeyeceğimizi fark ettiğimiz an onu oyalamamak kitaptaki arkadaşımızın kazandığı bir özellik olmuş kendisini tebrik etmek gerek,darısı bütün insanların başına =) Bu kitap gerçekten hem beni ağlattı hem de güldürdü. (yine klişe ama gerçek. kitap okurken ağlayabiliyorum.valla bak.) Bence film tadında bir kitaptı, filmini yapsalar hiç fena olmaz. Anladım ki bu kitabı okuduktan sonra yapmam gereken bir diğer iş de Marc Levy'nin diğer kitaplarına saldırmak...

9 Eylül 2010 Perşembe

Korsaaaan.!

Bu konudan daha önce yazmıştım. Malesef hala ekonomik boyutu hakkında bilgi sahibi değilim. Tek bildiğim, okumayı sever öğrenci birliği olarak (ufak da olsak) biz; rahat okumak istiyoruz. Bize durumu rakamlarla ifade etmeye çalışıyorlar. Japonyada 1 kişiye çift haneli sayıda kitap düşerken, Türkiye'de 3 haneli kişi sayısına 1 kitap düşüyormuş. Peki bunun sebebi sadece halkın okumak istemeyişi mi? Hayır tabikii. Bunun aslında tek bir büyük sebebi var, o da yaşantımızda çoğu şeyin sebebi haline gelmiş olan para. Evet, paramız yok. Ben bile eskiden bütün paramı kitaba verirken, şimdi bunun giderek manasızlaştığını farkettim. Çünkü başka şartlarda bütün paramı verdiğim kitapları, daha az harcayarak da alabilme şansım var. Bu yıl Allah kısmet ederse üniversiteye başlayacağım. Üniversitede halen okumakta olan arkadaşlarım bana kitap alma diye tavsiye veriyorlar. "Fotokopi çektir!" Neden diyorum. Başa çıkamazsın diyorlar. Bunun harcı var, yemeği var. Diyeceğim o ki; bu memlekette öğrencisinden öğretmenine, esnafından memuruna herkesin işi zorken, bize sayılarla durumun vehameti anlatılacağına, kitaplar biraz daha ucuzlatılmalı.

Bugün gazetede okudum, yine 120 bin adet bandrolsüz kitap toplatılmış. Sizce hangi insan 30 liralık kitabın 5 ytl olanını bulunca almaz? Ben korsandan yana değilim, tabii ki haksız kazanç. Ama kimseye çare bırakmıyorlar ki.

Dünya Nüfusu

En güncel tahminlere göre dünya nüfusu 6, 6 milyara 2007 Haziran'ında ulaşmıştır ve 2008 itibariyle 6 640 000 000'u aşmıştır. Oysa benim değinmek istediğim konu apayrı... Kanlı canlı, et kemik bu kadar sayıyız evet, fakat okuduğumuz kitaplardaki kahramanları da bu dünyadan saymaya başladım artık... O kadar dolu ki hayatımda, o kadar yer etmeye başladılar. En son iki haftalık boş vaktimde, Boleyn Kızı'nı okudum. Şöyle söylemem yeterlidir ki, etrafımda Annie ve Mary nin olduğuna kendimi öyle inandırmışım ki, kitap bittiğinde sanki bir yakınım ölmüştü.

Örneğime sığ derseniz eğer, siz hiç Feride için üzülmediniz mi mesela.. Kendinize yakın gördüğünüz bir kahraman olmadı mı? Bir Robinson iseniz Cuma'nız yok muydu... Mevlana'ya yakınsanız, Şems'i hissetmediniz mi ? Ben karar verdim, dünyam öyle geniş ki;herşeye yer var orada. Varsın Dünya milyarları geçsin kendi başına; ben fikirlerimle, düşüncelerimle, kahramanlarımla.. Kimbilir belki bir gün trilyonları görürüm...Sevgilerimle.

Uçurtma Avcısı

Öncelikle bütün blog arkadaşlarıma sevgi dolu sıcacık bayramlar diliyorum.

Bu yazım yine kitap tanıtımı gibi olacak ama artık affola, sizlerle paylaşmayı çok isterim.

Bilenler bilir, bu yıl öss'ye hazırlanıyorum. Fakat asla okuma hayatımı gölgede bırakmasını istemem öss'nin. Dolayısıyla okumaktan, kitaptan vazgeçmek yok.. Devam!! Birazdan sizlere anlatacağım kitapla sürekli gittiğim sahafta karşılaştım. (nitelikli bir biyoloji soru bankası ararken =) ) İsmi uçurtma avcısı. O an alamadım ama aklım onda kaldı. İnceleme fırsatı da bulamamıştım. İsmi ve kapağı çok değişik gelmişti. Ayrıca kapağında ufak bir ibare vardı, bu kitap sekiz milyonu aşkın kişi tarafından okunmuş ve 2007'de Penguin/Orange Readers Group ödülünü kazanmıştı. Ki bu yayınevi İngiltere'nin en meşhur yayınevlerinden biridir diye biliyorum. Yayınladığı ingilizce kitaplardan bazılarını okuma fırsatı bulmuştum. Sonuç olarak inceleyemedim fakat 2 gün sonra aldım kitabı.

Bana derlerdi soru çözmekten vakit kalmaz diye, ama inanmazdım en azından kendimi muhteşem kız sandığımdan herhalde, her yere yetişebileceğimi düşünürdüm. Acı gerçekle karşılaşmam zor olmadı tabi, gerçekten de vakit kalmıyormuş. Eskiden haftada bir tane kitap okuyabilirdim ama yaz tatilinden beri ancak 3 haftada veya ayda bir tane kitap bitirebiliyorum. Tabi gocunmuyorum, herşeyin hayırlısı. Bu kitapta ise değişik bir durumla karşılaştım, bir haftada bitti yine. Bitirebileceğimi görünce mutlu oldum ne yalan söyleyeyim. Sonuçta bazı yetenekleri kazanmak zor, kolay kaybetmek istemezsiniz. Ben kayboluyor zannetmiştim.

Uçurtma Avcısı'nda aradığınız çoğu şey var bence, fakat ben kaybettiğimiz değer yargılarını buldum. Doğunun saflığı ve temizliği var bir parça, dürüstlük var. Babalar ve oğulları arasındaki gizemli ve bugüne kadar anlaşılamayan bazı şeyler var. Bütün bunların yanında, görme fırsatı bulamadığım ve merak ettiğim Taliban öncesi Afganistan var arka planda. Kısacası tavsiye ediyorum herkese.

Bu kitabı gerçekten yazmaya değer buldum, iyi okumalar :)

Çekim

Arada bir eleştirsem de, huysuzluk etsem de, kişisel gelişim kitaplarını seviyorum, huy işte aslında ben bütün kitapları seviyorumm :)

Yaklaşık bir senedir çekim yasası denen güzel olayla ilgili araştırma yapıyorum. Biraz deneyeyim dedim hoşuma gitti :) Bu konuda size Nil Gün'ün Çekim Yasadı adlı kitabını öneriyorum. Yazarın diğer kişisel gelişim kitapları da hoşuma gitti, bir kısmını beğenerek okudum.

Bir de Secret adlı kitap var, çoğu kitabevinin en çok satanlar listesindeydi. Eğer gerçekten çekim yasasıyla ilgilenmek isterseniz bu kitap da size yardımcı olabilir.

Düşünün, isteyin ve uygulayın. Aslında çok basit ve hoşmuş:)

Mutlu günler dilerim herkese...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Kişisel Gelişim Hakkında

Son zamanların en popüler kitaplar listesine giren bir tür oldu artık kişisel gelişim... Zaman değiştikçe insanlar gelişmek için başka şeylere ihtiyaç duyar oldular, ben de buna dahil oldum. Kendi gelişimimiz için bu yolla, uzmanlardan yardım almak gayet sağlıklı gibi dursa da, son zamanlarda abarttığım için bu tarz kitaplar artık psikolojimi bozuyor.

Artık heryerde kendinize güvenin, zamanı planlayın, hedeflerinizi yazın, sabah 5te kalkın momentumu yakalayın, bir şeyi istiyorsanız önce inanın gibi cümleler duyup görüyorum. Kısacası artık rahatlamak istiyorum. Bazen düşünüyorum da bunları tam olarak uygulayabilen kaç kişi var acaba diye.Yani pek mümkün gibi durmuyor gerçekçi olmak gerekirse. Secret modaydı bir ara, yani Sır. Aldım ama inanın başlayamadım bile. Öylece duruyor rafımda. Ben her zaman savunucusu olduğumuz ya da olmadığımız, karşıtı olduğumuz düşünceleri de bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslında zaten kişisel gelişimin de savunucusu sayılabilirim.

Ama yine de son zamanlarda biraz abarttılar bunu. Uygulanabilecek belli başlı şeyler olduğu kanısındayım, ama insan ruhu her zaman dinginliğe ve mutluluğa alışık değil bence.Arada mutsuzluklar tabii ki olacak. Yani galiba sadece kitaplarla olacak iş değil ne dersiniz :)

Sevgiyle kalın...

Korsana Hayır Mı ?

Son günlerde kulağımıza en çok gelen cümlelerden biri de bu... Korsana hayır!! Bir şeye körü körüne inanıp korsana hayır diyenler kervanına direkt olarak katılmaktansa, ben bunu biraz irdelemeye karar verdim kendimce.

Türkiye'de beş kişiye bir kitap düşüyormuş. Türkiye'de kitap okunmuyormuş. Evet bunlar hakikat, inkar etmiyor kimse. Ama gerçekten merak ediyorum, derinine inen olmuş mudur hiç bu hakikatlerin? İnsanlar gerçekten geçim sıkıntısı çekiyorlar... Bu su götürmez bir gerçek. Orjinal kitap almaya kalkanlar, hele bir de gerçek kitap kurtlarındansalar, bence o ay, ay sonu zor gelir biraz.

Ben korsana hayır demiyorum asla, cebinde kalan son 25 kuruşu gazeteye veren bir babanın kızıyım, ama bu 30 sene önceymiş. Günümüzde sizce bu mümkün mü ? İnsan cebinde kalan son parayı kitaba, gazeteye adarsa, okumak için birşeyler yapmaya çalışırsa kıt kanaat, bence çok fazla faydası olmaz. Etrafımda geçinmekte zorlanan pek çok insan var. Korsan, 2.el onlardan soruluyor. Neden peki? Hayat zor gerçekten. Bu şartlarda kurallara uymak da zorlaşıyor. Tekrar söylemek gerekirse, ben de korsana hayır diyorum, ama ben pahalı kitaba da hayır diyorum. Yaşanılabilir bir dünyanız olması dileğiyle...